Neva Çiftçioğlu

Hocam "NEVA ÇİFTÇİOĞLU" onuruna




NASA’da çalışan Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu Türkiye’de ‘işsiz’ kaldı

Ömrünün 18 yılını yurt dışında bilimsel çalışmalara adayan, NASA
çalışan Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, aile ve vatan hasretine daha fazla
dayanamayarak Türkiye’ye döndü.
Profesyonel hayatta istediği yere geldiğini, dönüşünün ”tamamen manevi” olduğunu bildiren Çiftçioğlu, bundan sonraki aşamada, yüksek tempoda çalıştığı ve teknolojinin kalbi NASA’daki deneyim ve tecrübelerini Türkiye için harcayacağını kaydetti. ”Burada yapabileceğim çok şey olduğuna inanıyorum. Bir yerden başlamak lazım” diyen Çiftçioğlu, uzmanlık alanlarından biri olan nanoteknoloji konusunda Türkiye’nin bir başlangıç yapması gerektiğini bildirdi.
Çiftçioğlu, NASA ile olan serüvenini anlatırken, NASA’nın kendi işine yarayacak bilim adamlarını uzun süre gözlemleyerek seçtiğini, bu kişilerin çalışmalarını çok sıkı takip ettiğini ve sonra da davet ettiğini belirtti.
Çiftçioğlu, NASA ile tanışmasını ve davet edilişini şöyle anlattı:
”1996 yılında New York’taki Cold Spring Harbor laboratuvarlarında yaptığım sunumu dinleyenler arasında NASA’dan bilim adamları varmış ve beni dinlemişler. Daha sonra San Diego’da yapılan bir NASA toplantısına çağrıldım. Aynı yıl Mars’tan gelen göktaşlarında bakteriye benzer fosiller gözlemişler ve bu oluşumları bizim de kullandığımız ‘nanobakteri’ ismiyle tanımlamışlar. Tesadüf ki, bu fosiller bizim bulduğumuz nanobakteriler ile aynı boyutta idi. İşte NASA ile ilk bilimsel bağlantımız böyle oldu.”
Astronotların, yer çekimsiz bir ortamda kalmalarından dolayı, bir süre sonra çeşitli sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldıklarını, bunların başında kemik ve kas erimesi, böbrek taşı gibi hastalıkların geldiğini belirten Çiftçioğlu, NASA’daki görevlerinden birinin bu astronot ve kozmonot sağlık grubu içinde yer almak olduğunu kaydetti. Astronot eğitim grubunda da çalıştığını ifade eden Çiftçioğlu, NASA’da ”Mars’ta hayat var mı?” araştırma grubu içinde de görev aldığını söyledi. Bu grubun Mars’tan getirilen veya getirilecek materyalleri incelediğini bildiren Çiftçioğlu, Phobos (Mars’ın iki uydusundan biri) projesinde de görev aldığını kaydetti.
PHOBOS PROJESİNDE BİR TÜRK
Çiftçioğlu, Phobos projesine ilişkin şu bilgileri verdi:
”Phobos’a uzay aracı gönderilecek. Bu araç 3-4 yıl kaldıktan sonra geri dönecek. Elbette, geri dönerken de çeşitli materyalleri beraberinde (canlı tohumlar) getirecek.
1969 yılında ilk aya çıkan misyon, en büyük ‘uzay misyonu’ olarak kabul ediliyor. İşte Phobos da ‘ikinci en büyük uzay misyonu’ olarak telakki ediliyor. Projenin içinde hayat araştırmayla ilgili bölümler var. Bu bölümlerden sorumlu 5 bilim adamı görevlendirildi. İkisi Rus, ikisi ABD’li olan grubun içinde ben de varım. Phobos’a gönderilecek uzay aracı, 2009 veya 2010 yılında fırlatılacak. Uydu, 2014 yılında geri dönecek. Ben de bu projenin hayat araştırmalarının başlatıcısı 5 bilim adamından biriyim.”
ABD’de iki tane onaylanmış patenti bulunduğunu ve bunların ”kullanma hakkıyla” Türkiye’ye döndüğünü anlatan Çiftçioğlu, dönmeden önce Türkiye’de birkaç büyük ilaç firmasına başvuru yaptığını, ancak şu ana kadar olumlu bir cevap alamadığını bildirdi. Bu ilgisizliği ”Biz ülke olarak teknolojiyi alıp kullanmayı seviyoruz da üretmeyi sevmiyoruz galiba” sözleriyle vurgulayan Çiftçioğlu, 5 tane daha başvurusu yapılmış patenti bulunduğunu söyledi.
İlgisizlik karşısında sitemkar cümleler kurmaktan kaçınmayan Çiftçioğlu, Türkiye gibi beyin göçünün yaşandığı ülkelerde, bilim adamlarının ülkelerine döndükten sonra, kendileriyle ilgilenecek muhatap bir kuruluş olmamasını büyük eksiklik olarak nitelendirdi.
”ÜLKESİNE DÖNMÜŞ BUMERANGIM AMA BENİ KİMSE TUTMUYOR”
Çiftçioğlu, şunları söyledi:
”Birçok ülkede bu çark şöyle işliyor; o ülkenin yurt dışındaki temsilcilikleri, büyükelçilikleri, konsoloslukları, özellikle belli projelerde çalışmış bilim adamlarını, sanatçılarını, mühendislerini ülkelerine bildiriyorlar. (Bu kişi, şu projelerde çalıştı, şu kişi bu projede çalıştı ve ülkeye dönmeye karar verdi) deniyor. Bu kişiler ülkelerine döndükten sonra onları bir kurum karşılıyor. İşte bizde de böyle bir kurum olsa ve bende oraya gidip; ‘ben ülkeme döndüm, benim şu teknolojileri kurma yeteneğim var. Şu patentlerim var, ben bu alanlarda şunları yapabilirim’ diyebilsem. Ama maalesef, böyle koordinasyonu sağlayacak bir kurumumuz yok.
Oysa ben şimdi, samanlıkta iğne arıyorum. Gidiyorum üniversitelere… Tek tek görüşüyorum ve kişisel inisiyatiflerle karşı karşıya kalıyorum. Bana (kadromuz dolu) bile dendi.
İşte bu nedenle, özel teknolojilerle dönmüş insanlara kolaylık sağlanması lazım. Varsayın ki ben bir opera sanatçısıyım. Ülkeme döndüğümde (Beni operaya alır mısınız?) diye sormamam gerekir. Operadan bana (gel) demeleri gerekmez mi?
Şimdi, ben, şu ana kadar önemli bir kurumda çalışmışım ve o kurumdan teknoloji transferi yapmak istiyorum. Bunun tartışılır yanı olabilir mi? Biz bilim adamları bumerang gibi olmalıdır. Bumerang, gider ama sahibinegeri döner. Ama geri dönmüyorsa, bunu atan kişi yanlış yapıyor demektir. Atan kişi suçludur. Onun için şimdi ben ülkesine dönmüş bir bumerangım ama beni kimse tutmuyor.”
Yurtdışında çok uzun süre kalmış bir kişi olarak, ABD’de yüzlerce, binlerce Türk bulunduğunu, dönmemelerinin en büyük sebeplerinden birinin, döndükten sonra kişisel inisiyatiflerle karşı karşıya bırakılmaları olduğunun atını çizen Çiftçioğlu, bir bilim adamının bunlarla karşı kaşıya bırakılmaması gerektiğini söyledi. Bir bilim adamı için paradan ziyade manevi tatminin önde geldiğini vurgulayan Çiftçioçğlu, başta nanoteknoloji olmak üzere uzmanlaştığı alanlarda göreve hazır olduğunu söyledi.
Türkiye’de aradığını bulamazsa ABD’ye yeniden dönüp dönmeyeceği konusunda ise Çiftçioğlu, ”İşte zaten gerçek beyin göçü o zaman olur. İnsanlar ilk çıkışta (bir şeyler öğreneyim de geleyim) der. Gider ve döner ülkesine. Ama karşılık bulamaz, kalbi kırılıp geri dönerse, işte gerçek beyin göçü budur. İnşallah hiçbir zaman o aşamaya gelmem” dedi.
----------------------------------------------------------------
Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu

Milli değerimiz: Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu ve astrobiyolojiye katkıları Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu, "Avrupa'nın Japonyası" sayılan Finlandiya'da doçentlik unvanını alan ilk yabancı oldu. Kireçlenmelerin müsebbibi bir mikrobu buldu: Nanobakteri!Bu buluşu nedeniyle dünyanın her yerindendavetler, ödüller aldı. Aynı mikrobu Mars'ta keşfeden Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) onu birlikte çalışmaya çağırınca 2.5 yıldır ABD'nin kalbine girmeyi başaran tek Türk kadını oldu.

Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu, "Avrupa'nın Japonyası" sayılan Finlandiya'da doçentlik unvanını alan ilk yabancı oldu. Kireçlenmelerin müsebbibi bir mikrobu buldu: Nanobakteri!Bu buluşu nedeniyle dünyanın her yerindendavetler, ödüller aldı. Aynı mikrobu Mars'ta keşfeden Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) onu birlikte çalışmaya çağırınca 2.5 yıldır ABD'nin kalbine girmeyi başaran tek Türk kadını oldu.
Önümüzdeki yıllarda da kalp ve böbrek hastalıklarının teşhisine ilişkin, patenti yüzlerce milyon dolar değerindeki önemli bir buluşu

açıklanacak. Ama Türkiye onu tanımıyor. Şu ana kadar Türk yetkililerden aldığı tek birtebrik bile yok. Yıllar önce tezini çöpe atan Türk üniversiteleri hala birlikte çalışma teklifini kabul etmiyor.

Bilim dünyasında ona"Türklüğünden vazgeç, daha çok parla" diye akıl verenlere ise inatla "Asla" demeye devam ediyor.
*Siz neyi keşfettiniz?

Finlandiya'ya gittiğim sıralarda söz konusu bakteri problemini bulmuşlardı ama ne olduğunu bilmiyorlardı. Ben onların bulduklarının aslında ne
olduğunu bulup, onlara bunu göstermenin yolunu buldum. Meğerse bütün vücuttaki tıkanıklıklar, kireçlenmeler bir mikrop yüzünden oluyormuş;

ben buna "nanobakteri" nin neden olduğunu ortaya çıkardım.
* Türk olduğunuz için hiç tepki aldınız mı?

Türk olmam kadın olmamdan da büyük sorun oldu. Zaten benim Türk olduğum hiç anılmadı Finlandiya'da. Vatandaşlık başvurusu bile yapmamış olmama rağmen beni hep bir Finli gibi tanıttılar dünyaya. Mesela NASAya giderken Finlandiya'daki bir gazete "NASA'ya giden ilk Finli" diye başlık attı.
1996'da bütün başarılı bilim insanlarının bulunduğu bir törene çağrıldım;törende Türk bayrağının altına gittiğimde beni oradan alıp, Finlandiya bayrağının altına aldılar. Ve o kadar ağrıma gitti ki bu...
* NASA sizi nasıl keşfetti?

Finlandiya Hükümeti, buluşumu bilim dünyasına açıklamakla görevlendirip 1996'da beni ABD'ye gönderdi. New York'taki Cold Spring Harbor
Labratories'e gittim. Burası dünyanın dört büyük laboratuvarından biridir ve böylece NASA'nın da buluşumdan haberi olmuş oldu. Meğerse onlar da

o tarihlerde aynı bakteriyle Mars'ta karşılaşmışlar?
* İnsanlarda kireçlenmeye neden olan mikrobun aynısı Mars'ta da

mı var yani?


Mars'tan düşen bir taşta karşılaştıkları bakteriyle benim bulduğum bakterinin şekilleri, boyutları aynı çıktı. Bunun üzerine birlikte bir enstitü kurduk: Astrobiology Institute. Çalışmaların sonunda NASA
baktı ki uzaktan doğru olmuyor, beni kendi içine çağrıldı.
*NASA'ya 11 Eylül saldırısından bir ay sonra girmişsiniz. Sizi hemen aralarına kabul ettiler mi?

Zaten o kadar çok araştırma, hatta sizin haberiniz bile olmadan o kadar çok kişilik testi yapıyorlar ki aralarına girdiğinizde artık sizi kabul etmiş
oluyorlar. Mesela nasıl bir Müslüman olduğumu tam olarak anlayamamakla birlikte son derece saygılılar. Diyelim ki bir yemeğe gittiğimizde benim
önüme hiç uyarmama bile gerek kalmadandomuz eti konmamış farklı bir mönü gelir. Soran olursa da "Neva tavuk seviyor" diye geçiştirirler.
* Aldığınız nefesi bile izliyorlar mıdır sizce?

Evde dahi izlendiğimi biliyorum. Hatta kimilerine göre uydu aracılığıyla şu anda nerede olduğumdan bile haberleri var. Çıktığı gün bu röportajdan da haberleri olur, konuştuklarımız incelemeye alınır.
* Türk kimliğiniz Müslüman olmanızdan daha büyük sorun galiba?..

Bakın ben aynı zamanda bulduğum bakteriyle ilgili olarak ABD'de büyük bir firmanın da sahiplerinden biriyim. Firmanın CEO'su olan kişi bana daha iki hafta önce "Senin Türk olmandan yoruldum" dedi ve bana ABD vatandaşlığına geçmemi önerdi. Zaten bunu herkes söylüyor. Çünkü bir Türk olarak vize almanız çok zor; NASA çalışsanızbile zor.
* Vazgeçmeyi düşündünüz mü?

Türklüğümden mi? Asla! Ben milliyetçi olduğumu bilmezdim ama dışarıda kalınca insan ülkesinde kızdığı şeyleri bile özler hale geliyor.
* Peki Türkiye sizi, sizin Türkiye'yi sevdiğiniz kadar seviyor mu?

Zaten yurtdışında asıl hayret ettikleri de bu: "Sana hiç kimse sahip çıkmıyor. Sen neden Türk olmak da ısrar ediyorsun?" diye soruyorlar.
NASA'ya mı girdi? Aferin demek Sabancı'da başladı!
Anne ve babamın çevresi benim ne iş yaptığımı bir türlü anlayamıyor. Kalp üzerinde mi çalışıyorum, böbrek mi yoksa Mars mı? Mesela babama bir tanıdığı ne yaptığımı sorup, "NASA'da" yanıtını alınca "Ya aferin, demek Sabancı'da başladı!" demiş.
Pes dedirten olaylar
Doçentliğimi Ankara değil Finlandiya verdi.
Ankara Tıp Fakültesi'nde asistanım, doktoramı bitirmek üzereyim. Astım hastalığı üzerine bir tez hazırlayıp hocalarıma sundum. O zaman bölüm başkanı olan bir hocamız hastaların yanındayken tezimi aldı, yüzüme baktı ve sonra "Bu tez çöpe atılır" deyip herkesin gözü önünde kapağını bile
kaldırmadığı tezimi çöpe attı. O çöpe atılan tezim birkaç yıl sonra tıp dünyasının üç büyük bilimsel dergisinden birinde yayınlandı. Ankara bana doçentliğimi vermedi. Sırf bu yüzden Finlandiya'da doçentlik unvanı alan ilk yabancı oldum.
Proje önerdim 'iş mi arıyorsun' dediler
Finlandiya'da bakteri çalışmalarını yaparken Bilkent Üniversitesi Rektörü ve Genetik Bölümü'ne başvurarak "Gelin bunu birlikte yapalım. Patenti Türkiye'ye ait olsun" dedim. Bana gelen yazılı yanıtı hala saklıyorum: "Siz galiba iş arıyorsunuz" deyip, önerimi kabul etmediler. Hacettepe Tıp'a daaynı öneride bulundum. Orası da "Bu bizi aşar" yanıtını verdi. Oysa Finlandiya'da yaptığım her şeyi Türkiye'de de yapabilirdim ama neden bilmiyorum kabul etmek istemediler.
9 ay sadece dışkı tahlili yaptırdılar

Vatan hasreti artık dayanılmaz boyutlara ulaştığı için bir dönem Türkiye'ye dönüp Başkent Üniversitesi'nde çalışmaya başladım. Ancak Finlandiya'daki bütün çalışmalarımı bırakıp benden mikrobiyoloji liniğinde dışkı tahlili yapmamı istediler. Bu işi 9 ay boyunca yaptım. Sonunda Finlandiya'daki profesörüm "Orada ziyan oluyorsun" diye isyan etti ve Türkiye'ye beni almaya geldi. Başkent Üniversitesi'ne bu gelişimde 3. kez aynı teklifi
götürdüm. Prof. Dr. Mehmet Haberal'a sunduğum teklif şöyle: "Şirkete ortak olun, size burada bir enstitü kurayım. ABD'deki teknolojiyi Türkiye'ye aktaralım. Şu anda prostat kanserlerinin teşhisinde kullanılan bir sistem var. Bu sistem size ABD'de birlikte çalıştığım şirketten geliyor. Yaratan benim Hocam... ABD'den gelmesin bize, bizden ABD'ye gitsin bu sistem. Gelin bunun patentini bir Türk üniversitesi alsın. 5 sene sonra bütün dünyaya gelecek bu sistem için Türkiye milyonlarca dolar ödeyecek; onlar bize ödesin." Ama Haberal üçüncü kez "Biz ortak olmayız, kendimiz yaparız" diyerek önerimi kabul etmedi.


Hiçbir Türk yetkiliden tebrik almadım

Bana yurtdışında "Everest'in tepesine bayrak diken kadın" gözüyle bakıyorlar ama bugüne kadar yaptığım hiçbir buluş, hiçbir çalışma için hiçbir Türk yetkilisinden tebrik almadım; hiçbir Türk yetkilisi

tarafından aranmadım. Sadece bir kişi: Nasıl duydu bilmiyorum İskandinav Tıp Ödülü'nü kazandığım zaman Ziraat Bankası'nın eski Genel Müdürü bir tebrik kartı gönderdi; hâlâ saklarım. Elimde sadece o kart var o kadar.

-----------------------------------------------------------

not: yabancı ilaç firmalarından aldığı teklifleri bizzat ben biliyorum.

0 yorum: