Ockham'ın Usturası Nedir

Occam's Razor Nedir ?

Occham'ın Usturası teorisi temel olarak "her şeyin birbirine eşit olduğu bir ortamda, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır" felsefesi üzerinde şekillenir.



Yani Ockham'ın Usturası Sonucunu bildiğiniz ama nasıl meydana geldiğini bilmediğini olguların en basit açıklaması genelde en doğru olandır tezidir.
Örneğin dünyanın çeşitli yerlerindeki binlerce yıl önce yapılan pramidlerin yapısının neden Piramid şeklinde olduğunun bir çok açıklaması vardır. bunlardan birisi uzaylıların yaptırdığı diğeri ise mevcut imkanlar çerçevesinde sadece taş kullanılan yapılarda en yükseğe ulaşmanın en sağlam yolunun piramit şekli olduğudur. İşte sizce en basit ve akla yatkın açıklama hangisi ise aslında doğru cevapta odur.

Örneğin bir seçim zamanı meydanları dolduranların sayısı vatana hizmet etme aşkımıdır yoksa parti belediyelerin zorla topladığı ve menfaati olanlarla düşük iq luların oluşturduğu bir kalabalık mıdır.

Bir seçim sonucunda görev süresince alınacak maaştan daha fazla tanıtım parası harcayan birisine hizmet aşkı olduğuna inanmak mıdır doğrusu yoksa altında başka sebeplermi taşımaktadır.

Bir belediyeye iş başvuru yaptığınızda yeteneğinize göre mi alırlar yoksa torpilinize göremi alırlar.

Ockham'ın Usturası kısaca aptal değilsen aklın yolu birdir der.

3 yorum:

  1. Frederick Engels’e göre bu “rastlantının zorunluluğu”. Zira gökten bir kaplumbağa da düşse, tuğla da düşse bir şeye çarpma zorunluluğu var. Ama Engels bunu nereden öğrenmiş dersiniz: M.Ö. 300’lü yıllarda yaşamış olan müthiş deha Demokritos’tan. Engels’in bu sözü söylerken Demokritos’tan etkilendiğine ilişkin elimde bir bilgi, kayıt yok, ama aşağıdaki öyküyü okuyunca sizin de aklınıza oradan almış olabileceği gelecektir, eminim.

    Evet, gelelim “Saygın Kel Adamın Trajik Ölümü” öyküsüne: Demokritos, Abdera adı verilen, Ege kıyısında bir bölgede yaşamış, bu yüzden de Abderalı Demokritos olarak anılıyor. Bir çok akıl yürütmesi olduğu kadar, ünlü hekim Hippokrates’in de yakın dostu. Onunla birlikte bir çok hayvan üzerinde deneyler yaparak önemli gelişmelere imza atıyorlar.

    Heredot kadar çok gezdiği, dolaştığı söylenen Demokritos bir seyahatten sonra Abdera’ya dönmüş. Abdera’da zengin, saygın kafası pırıl pırıl parlayacak kadar kel bir adam yaşarmış. Birgün tuhaf bir olay olmuş, bu kel adam kafasına gökten bir kaplumbağanın düşmesi sonucu ölmüş. Zavallı adamcağızın kafası parçalanmış ve oracıkta ruhunu teslim etmiş.

    Bu ölüm şeklini Abdera halkı hiç anlayamamış. Bir kaplumbağın gökte ne işi olduğunu çözememişler. Haydi gökte bir şekilde bulunuyordu, gelip kel, saygın, zengin adamın kafasına nasıl oldu da düştünü hiç hayra yoramamışlar. O sırada büyük değer kaybı içinde olan Olympos Tanrılarının da bu işte parmağı olmadığını konuşuyorlarmış. O halde nasıl olmuş da kaplumbağa göğe çıkıp, zavallı saygın kel adamın tam da başına düşmüş?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama hikayenin en önemli olan ayrıntısı dedikodular içinde unutulmuş gitmiş; Abderalı bir ayakkabı ustası, kaplumbağanın saygın kel adamın kafasına düşmesinden birkaç dakika önce gökte dev bir kartal gördüğünü anlatmış. Kimse önemsememiş.

      Olay Abdera’da çok çeşitli söylentilere yol açmış. Sonunda kaplumbağanın saygın kel vatandaşın kafasına düşmesinin tamamen talihsizlik olduğuna karar vermişler. Ama kentin aklı başında üç beş kişisi de şunu sormaktan da kendilerini alamıyorlarmış: Koskoca Abdera kentinin en talihsiz kişisi, üstelik de saygın bir yeri olan, kel ve saygın adam mıydı?

      Sonunda zavallı saygın kel adamın atalarından birinin büyük bir suç işlediğine karar verilmiş ve yine de olay Olympos Tanrılarına mal edilmese de, bir şekilde “cezalandırma” olarak kayıtlara geçmiş.

      Ta ki Demoritos’a soruluncaya kadar.

      Abderalılar arasında hikaye abartılarak söylene dursun, Demokritos’un, pek de önemsememden dinlediği, saygın kel adamın ölümüyle ilgili açıklaması son derece basit olmuş. Şöyle bir akıl yürütme yapmış Demokritos: “Kartallar kaplumbağa etine bayılırlar. En sevdikleri yiyecektir. Ama kartal ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne yaparsa yapsın, kaplumbağanın kalın kabuğunu delip de hayvanın etini yiyemez. Bu nedenle de yerden kapıp havalandığı kaplumbağayı çok yüksekten, parlak ve sivri bir kayayı gözüne kestirip onun üzerine bırakır. Böylelikle kaplumbağanın kabuğu kırılır, kartal da rahatlıkla kaplumbağanın etini yer.”

      Sil
    2. Eee, demişler kentin akilleri, bunun saygın kel adamın ölümüyle ne ilgisi var?

      Demokritos, pençesinde ganimeti kaplumbağayı taşıyan kartal, kentin saygın kel adamının güneşte parlayan kafasını görünce, adamın kel kafasını tam aradığı türden sivri bir kaya parçası olarak düşünüp, kaplumbağayı tam saygın kel adamın kafasının üzerine bıraktığını, bunun da noral bir şey olduğunu söylemiş. Kaplumbağa da adamın kafasına çarpınca onu öldürmüştür. Mesele bu kadar basit. Bunun Tanrıların gazabıyla da, talihsizlikle de, kadersizlikle de ilgisi yok, diye açıklamış ve şunu eklemiş: “ İnsanlar kendi güçsüzlüklerini ve kararsızlıklarını haklı çıkarmak için kaderi kendileri uydurdular. Hiçbir şey öylesine laf olsun diye, anlamsız olmaz; her şey mantıklı ve zorunlu bir nedensellikle olur. Bizim kadere yüklediğimiz her şeyin belirli bir sebebi vardır.”

      “Kentin saygın bir kişisinin kırlara gezintiye çıkmasında, bir kartalın da yukarlarda uçmasında şaşılacak bir şey yoktur. Abdera dolaylarında bir yığın kartal uçar. Bir kaplumbağanın öyle şiddetle kel adamın kafasına çarpmasında da şaşılacak bir şey yoktur. Ne kadar yüksekten atılırsa, drüşüşü de o kadar hızlı olacaktır. Şaşırtan tek şey, bütün bunların aynı zamanda olmasıdır. Ama binlerce olay içinde, kırlarda gezintiye çıkmayla kaplumbağanın düşüşü farklı zamanlarda olurken, bu olayda ikisinin denk düşmesi de normal karşılanmalıdır.”

      Demokritos’un akıl yürütmeleri ne kadar mantıklı olursa olsun, Abdera’lıların hep aklını karıştırmış. Ortada bir talihsizlik yoksa, bu kadar da rastlantı olamaz ya?

      Demokritos son sözünü başka bir akıl yürütmeyle şöyle bitirmiş: “Definenin bulunmasının nedeni, toprağı bostan yapmak için işlemek ya da zeytin ağacı dikmektir...”

      Sil